Gotik Mimari
Gotik mimarinin ilk kez 1141*de, Paris*im tam kuzeyinde yer alan bir kent olan Saint-Dennis manastırının başrahibi Suger tarafından denediği söylenebilir. Suger*in mimarları ve yapıcılarıyla birlikte yaptığı, sivri kemerler ve kaburgalı tonoz da dahil olmak üzere geç Romanesk kilise mimarisine ait birkaç öğeyi bir araya getirmekti. Her nasılsa bu tasarım öğelerinin, her birinin bir diğerinin potansiyelini destekleyerek daha hafif ve görsel olarak daha saydam mimari yaratmak üzere birlikte çalışabileceklerini anladılar. Suger*in istediği taş duvarları, kutsal aydınlığı simgeleyen gün ışığını süzen ve değiştiren vitraylı duvarlarla değiştirmekti.
|
( Saint-Denis Manastır Kilisesi, Saint-Denis, Floransa, 1135-1140. Batı cephesi. İlk kez Başrahip Suger tarafından Karolenj kiliselerine yapılan ekler, özellikle de büyük yuvarlak gülpencereler sonraki Gotik kiliselerin cephelerinin temelini oluşturdu.) | Gotik mimari aynı zamanda, Romanesk dönemin şimdiki yaşamdan daha uyu olduğu apaçık olan öte dünyadaki yaşam üzerinde odaklanmasına karşıt olarak burada ve şimdideki mevcut yaşama yönelik yeni ve olumlu bir bakışın fiziksel ifadesiydi. Onüçüncü yüzyıl piskoposlarının, sakinlerinin ve yapı ustalarının tamamlanması ancak birkaç kuşağı gerektirecek kadar büyük kiliseler yapmaya girişmeleri dönemin kendine güveninin simgesidir. 1200 yılından itibaren önceki yüzyılların endişeli bakışı daha olumlu bir bakışa bıraktı. Bu yaşam süresini aniden önemli oranda uzadığı ya da savaşların sona erdiği anlamına gelmez, bu daha çok insanların geçici, zamana bağlı yaşama daha büyük bir umutla sarıldıkları anlamına gelir. Buradaki çelişki dünyevi yaşama daha büyük bir umutla sarıldıkları anlamına gelir. Buradaki çelişki dünyevi yaşama sarılmanın gökselliğin mimarisi ne vurgu yapan bir mimarlıkla sonuçlanmasıydı. İnsan var oluşundaki bu yeni sevincin, dünyevi kadınlığın örneği olarak Bakire Meryem*e karşı gittikçe artan bir tapınmayla ve aslında genel olarak kadınlara karşı yeni bir saygı anlayışıyla koşut olarak gelişmesi de son derece anlamlıydı. Cluny cemaatine mensup keşişlerin kurumsallaştırdığı reformlarla yeninde canlanan kilise Avrupa boyunca birleştirici bir etmen olmayı sürdürdü. İnsan eyleminin odağı dinsel yaşam olarak kaldı, böylece bu dönemde en ileri mimari tasarım ve teknolojiye sahip olan yapılar -ister katedraller, manastırlar, okullar isterse hastaneler ya da bu dönemde ortaya çıkmaya başlana üniversiteler olsun- kilise tarafından yaptırıldı.
|