Roma Mimalığı
Peyzajla dengeli bir karşıtlık oluşturacak biçimde yerleştirilmiş heykel kütleleri olarak betimlenebilecek Yunan mimarlığı nın aksine Roma mimarisi büyük ölçüde, Heinz Kahler*in söylediği gibi, bir mekan, kapalı bir iç mekan ve dış mekan mimarisidir. Mısırlılar ve Yunanlılar son derece etkileyici yapılar şekillendirdiler, ama bu yapıların çoğu insan topluluklarını barındırmak üzere yapılmamıştı; kamusal yaşam dışlarda yürütülüyordu, yapıların sınırladığı iç mekan özel bir seçkinin arazisiydi. Yalnızca Helenistik mimaride kamusal mekanlar bilinçli ve kasıtlı olarak şekillendirilmeye başlandı; işte mekanın bu tarzda şekillendirilmesi Roma mimarlığı nin özünü oluşturuyordu. Mekanın üstünlüğüne en iyi örnek 142½ ayaklık (43,4 metre) açıklığı örten beton kubbesiyle Roma*daki Pantheon *un geniş iç mekanıdır. Romalıların kamusal mimariye, hem kapalı mekanlara hem de kamusal mekanlara, büyük önem vermelerinin bir nedeni Roma uygarlığının başlangıcından beri temel oluşturucu öğe olarak kent üstünde odaklanmış olmasıydı. Gerçekten de Romalılar tarihleri önemli bir savaş ya da belirli bir kralın saltanatıyla başlatmazlar; onlar için tarihleri İÖ 753*de Romulus ve Remus tarafından Roma kentinin kuruluşuyla başlar. Resmi kayıtlar Cumhuriyet*in kuruluşundan bir yıl sonra, yani İÖ 13 Eylül 509*da devlet dininin baştanrısı Jüpiter*in -Jupiter Optimus Maximus (Yüceler Yücesi Jüpiter)- Roma*daki Capitol Tepesi*ndeki ana tapınağının kuruluşuna kadar geri gidiyordu. Yaklaşık beş yüzyıldır Romalılar özgür ve özek oldukları gerçeğiyle övündüler ve hatta sonraki imparatorluk dönemi boyunca bile yönetimde en başarılı olan imparatorlar eski cumhuriyetin görüntüsünü muhafaza eden ve kendilerini yalnızca Senato*nun aracıları olarak göstermeyi başaran imparatorlardı. Romalılar özellikle Aristoteles*in deyişiyle *politik hayvanlar*dı; ancak Romalıların durumunda, onların polis i Akdeniz havzasının ve Avrupa*nın tümünü içine alıyordu.
|