Yunan Mimarlığı
Yunanlılar kamusal ve kutsal mimari yapıtlarıyla hep gurur duymuşlardır. İlk çağda bile Atina, Akropolis*in tepesindeki beyaz mermerden Parthenon, özel bir başarı olarak değerlendirilmiştir. İÖ ikinci yüzyılda Atina*ya yaptığı ziyareti betimleyen yarlardan biri, kente gelenleri selamlamak üzere Akropolis*in üstünde yükselen *Athena*nın değerli, olağanüstü ve son derece güzel tasarlanmış Parthenon denilen tapınağı* diye yazıyordu. Sonraki yüzyıllarda, Osmanlı Türk İmparatorluğuna katıldıktan sonra Yunanistan Avrupalılar tarafından ender olarak ziyaret edildiyse de Parthenon yazın eserlerinde övülmeye devam etti. Ancak onsekizinci yüzyılın ortasında James Stuart ve Nicholas Revet*in önderliğindeki bir İngiliz heyeti efsanevi Parthenon*un gerçek görünüşünün bilimsel değerlendirmesini yapmak üzere Atina*ya gitti. eskilerin bu yapıya atfettikleri şan böylece tescillendi ve Parthenon antik Yunan mimarlığının yeniden canlanmasına yol açtı; bu canlanışta Parthenon*u yaratan ruh eksik olsa da formun kavranıldığı söylenebilirdi. Ondokuzuncu yüzyılın ortasından itibaren Yunan tarihi ve yazınının incelenmesi iyi eğitimli olmanın bir ölçüsü olmaktan çıkınca Yunan kültürüne karşı kayıtsızlık artmaya başladı. Bu nedenle antik Yunan mimarlığının entelektüel açıklığını anlamak için onu ortaya çıkaran uygarlık hakkında bir şeyler bilmemiz gerekir. İÖ 750*den İÖ 350*ye kadarki dönemde Yunanlılar Mısır*dan çok şey öğrendiler görünüşe bakılırsa ilk heykellerini ve kolon-kirişli taş mimarilerini ısır modellerinden uyarladılar. Zaten bunu açıkça kabul etmişlerdir; Platon*un Epinomis*de yazdığı gibi *Yunanlılar yabancılardan ne almış olursa olsunlar, sonuçta onları daha soylu bir şeye dönüştürmüşlerdir.* Ama Yunanlılar son derece hızı bir şekilde insanını yeteneklerini kutlaya ve o günden bugüne Batı uygarlığının temellerini oluşturan bir değerler sistemi yaratarak, kendilerine özgü bir sanat ve mimarlık anmayışı geliştirdiler.
|