|
|
Mısır Mimarlığı
Eski Mısır*ı düşünürken çoğu kişinin zihninde büyük Sfenks heykeli ya da Nil*in batı kıyısındaki çölün kenarında yükselen büyük piramitler canlanır. Mısır yalnızca eski bir halk değil, aynı zamanda bir zihin durumudur - bir mumya gibi ölümün mistikliğiyle sarmalanmış bir gizem hali. En büyük mimari kalıntıları ölü gömme edimlerine adanmış yapılardır; gömü dağları olarak nitelenebilecek insan yapımı piramitlerin yanı sıra art arda sütunları, yeni avlulara ve bölmeler açılarak bitimsizce yinelenen avlu ve odalarıyla Nil boyunca dizilmiş tapınaklar hep bu amaca hizmet eder. Bu, belirli form ve detaylara, kendisinden bugüne kadar uzanan bir süreye eşit bir zaman aralığı boyunca sadık kalmış bir mimarlıktır. Mısır uygarlığının Batı*nın mimari geleneklerinin gelişimine olan katkısı Yunanistan, Roma, ortaçağ Avrupa*sı ya da Rönesans İtalya*sına göre belki daha belirsizdir; ancak Mısır Batı mimarlığının başladığı yerdir: Batı mimarlığının kökeni eski Mısır dini ve bilimidir. Mısır çoğu kişi için bir büyük gizemdir çünkü hem zaman hem de kültür olarak uzaklığı temsil eder. Mısır, Herodotos gibi eski Yunanlılar tarafından İsa*nın doğumundan beş yüz yıl önce ziyaret edildiğinde ya da daha sonra Romalılar tarafından miladi tarihten hemen önce imparatorluğa bağlandığında, çoktan üçbin yaşında bir kültüre sahip eski bir ülkeydi. Herodotos*un bile Mısır yaşamını eksik anladığı ve onun zamanından bu yana bir ikibin beşyüz yıl daha geçtiği düşünülünce, Mısır*ın bizim için her zamankinden daha egzotik ve uzak olduğu açıktır
|
|